Türkiye Maarif Vakfının Merkez birimlerinde görevlendirilmek üzere 20 Maarif Uzman Yardımcısı alımı yapılacaktır. Başvuru Şartları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı veya Mavi Kart sahibi olmak, Kamu haklarından mahrum bulunmamak, Türk Ceza Kanunu’nun 53.maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından mahkûm olmamak,Üniversitelerin örgün eğitim veren ve aşağıda belirtilen yahut muadil dört yıllık bölümlerin birinden mezun olmak;İktisat, İşletme, Siyaset Bilimi, Kamu Yönetimi, Uluslararası İlişkiler, Uluslararası Ticaret, Maliye, Finans, Muhasebe, Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri, Endüstri Mühendisliği, İşletme Mühendisliği, Ekonometri, Yönetim Bilişim Sistemleri ve Hukuk 01/01/1996 tarihinde veya sonrasında doğmuş olmak, İngilizce, Fransızca, Arapça, Çince, İspanyolca, Rusça ve Portekizce dillerinden; son beş yıl içerisinde Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) tarafından yapılan sınavlardan (YDS, e-YDS ve YÖKDİL) en az 70 (C) puan ya da ÖSYM tarafından geçerliliği kabul edilen (Cambridge C2 Proficiency, Cambridge C1 Advanced, Cambridge Linguaskill General, TOEFL iBT, PTE Academic, Oxford Test of English Advanced, Oxford Test of English, DELF & DALF, DELE, TORFL) sınavlardan en az ÖSYM Denklik Tablosunda belirtilen 70 (C) eşdeğer puana sahip olmak veya yurtdışında ilgili dillerde (İngilizce, Fransızca, Arapça, Çince, İspanyolca, Rusça ve Portekizce) eğitim veren üniversitelerin lisans bölümlerinden mezun olmak. Başvuru İşlemleri Başvurular 30/12/2025 – 25/01/2026 tarihleri arasında alınacaktır. *Başvurular yalnızca turkiyemaarif.org web sitesi üzerinden yapılacak olup şahsen veya posta yoluyla gerçekleştirilecek müracaatlar kabul edilmeyecektir. *Eksik belge, bilgi ve koşulları uymadığı halde yapılan başvurular değerlendirmeye alınmayacaktır. İstenen Belgeler: E-Devlet üzerinden alınan Mezun Belgesi, yoksa diploma aslı yahut onaylı örneği Yabancı dil belgesi Yurt dışı mezuniyetlerde denklik belgesi Fotoğraflı Özgeçmiş (PDF) Sınav Genel Kültür, Genel Yetenek ve Alan Bilgisini ölçen çoktan seçmeli sorular ile Türkçe ve yabancı dil bilgisini ölçen açık uçlu sorulardan oluşan yazılı sınava dair detaylı bilgiler ön değerlendirme neticesinde ilan şartlarını sağlayan adaylara bildirilecektir. Başvuru sürecinde dil belgesi olmayan adaylar belgelerini 6 Şubat 2026 tarihine kadar basvuru@turkiyemaarif.org adresi üzerinden iletebilirler. Belgelerini bu tarihe kadar da iletmeyen adayların başvuruları geçersiz sayılacaktır. Mülakat Mülakata davet edilecek adayların sıralaması, yazılı sınav puanı esas alınarak yapılacaktır. Yazılı sınav puanı 70 ve üzerinde olan adaylar yüksek puandan başlamak üzere sıralanacak ve istihdam edilecek personel sayısının 4 (dört) katı kadar aday mülakata davet edilecektir. Yazılı sınav notu 70’in altında olan adaylar mülakata katılma hakkını kaybedeceklerdir. Sınav ve Mülakat Tarihi Sınav ve mülakat İstanbul’da gerçekleştirilecektir. Tarih ve diğer bilgileri içeren detaylar adaylara daha sonradan e-posta yolu ile gönderilecektir. Diğer Hususlar Başvurular ile ilgili gerekli şartların sağlanması ve geçerliliği konusunda Değerlendirme Komisyonunun görüşleri esas alınır. Tüm çağrı ve sonuçlar adaylara e-posta ile bildirilir. Göreve başlayan Maarif Uzman Yardımcıları, Vakıf tarafından hazırlanan Maarif Uzman Yardımcısı Yetiştirme Programı kapsamında eğitim sürecine tabi tutulurlar. Bilgi Alma *Adayların, Türkiye Maarif Vakfı İnsan Kaynakları Daire Başkanlığının basvuru@turkiyemaarif.org adresinden e-posta ile bilgi almaları mümkündür....
Sudan’ın başkenti Hartum’da faaliyet gösteren Maarif Okullarında, Türkiye ve Türkçe Günü düzenledi. Türkçe şarkıların söylendiği, şiirlerin okunduğu ve fıkraların anlatıldığı programda Maarif öğrencilerinin oluşturduğu mehter takımının gösterisi de büyük beğeni topladı. Salonda gerçekleştirilen bir saatlik programın ardından, etkinlikler okulun festival alanında devam etti. Misafirler, Türk yemeklerinin bulunduğu alana yoğun ilgi gösterdi. Ebru sanatından çok etkilenen Sudanlılar, bu deneyimi yaşamak için birbirleri ile yarıştı. Türkiye ve Türkçe Günü’nde konuşma yapan Türkiye Cumhuriyeti Hartum Büyükelçisi Doç. Dr. İrfan Neziroğlu, “Türkiye ile Sudan devletleri ve halkları arasında kökü tarihe dayanan kadim bir dostluk, kardeşlik bulunuyor. Sudan’ı seviyoruz, Sudan’ın güzel insanlarını seviyoruz. Çünkü biz kardeşiz. Kardeşliğin gerektirdiği görev ve sorumluluklar var. Bu sorumlulukları yerine getirmeye çalışıyoruz. Sudan’la 2017 yılında Stratejik Ortaklık Anlaşması imzaladık. Sudan Türkiye’nin Afrika’ya açılan kapısı, Türkiye de Sudan’ın Avrupa ve Asya’ya açılan kapısı olacak.” diye konuştu. Türkiye Maarif Vakfı Sudan Ülke Temsilcisi Muhammed Emin Şimşek ise, “Öğrencilerimizi akademik çalışmaların yanında sosyal etkinliklerle de desteklemek istiyoruz. Ders dışı ve ders içi etkinliklerle çocuklarımızın tarihini, ülkesini ve dilini sevmelerini, farklı kültür ve medeniyetleri tanımalarını amaçlıyoruz.” dedi. ...
Türkiye Maarif Vakfı ve Yaounde II Üniversitesinin iş birliğiyle açılan Türkiye Araştırmaları Merkezi, Türkçe eğitimi başta olmak üzere çeşitli alanlarda çalışmalar yürütüyor. 27 Eylül 2021’de Kamerun’un ilk Türkçe kursu olarak Türkçe öğrenmek isteyenlere yönelik faaliyetler yürüten merkeze; şu ana kadar 350 lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencisi ön başvuruda bulundu. 55 öğrenci ise A2 seviyesine ulaştı ve Türkçe konuşmaya başladı. Türkiye Maarif Vakfı Türkçe okutmanı Fatma Hoşça, Kamerun’un ilk Türkçe kursu öğrencilerinin geldiği seviyeye ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Hoşça, “Yalnızca Türkçe öğretmiyoruz, Türkiye’nin ve Türk kültürünün tanıtımını da yapıyoruz.” dedi. Kamerunlu öğrencilerin Türkçe derslerine son derece ilgi gösterdiğini vurgulayan Hoşça, dersleri aktif takip eden öğrencilerin artık kendilerini çok rahat ifade edebildiklerini ve aralarında Türkçe konuştuklarını söyledi. Türkiye Araştırmaları Merkezinin, birçok alana ilişkin çalışmalar yürüttüğünü vurgulayan Hoşça, şöyle konuştu: “Bir dili yabancı dil olarak öğretmek, ne o dilin dil bilgisi öğretimi ne sözcük hazinesi aktarımı ne de 4 temel dil becerisini öğretmek değildir. Dil aynı zamanda kültürel kodlarımızı taşır. Dil, kültürün hem taşıyıcısı hem de yaşatıcısıdır. Bu nedenle birçok araştırmacı dil öğretiminde kültür aktarımını, 5. beceri kabul eder. Biz de bu 5. beceriye çok önem veriyoruz.” ifadelerini kullandı. Türkçe kursunun ilk öğrencilerinden Sandra da, Yaunde II Üniversitesinin Siyaset Bilimi bölümünde yüksek lisans yaptığını, Türkçeyi çok sevdiğini ve eğitim hayatına Türkiye’de devam etmek istediğini dile getirdi. Kendini Türkçe çok rahat ifade edebildiğini ve kendi aralarında Türkçe konuştuklarını aktaran bir diğer öğrenci Ahmet Marsusi de hayalinin, Mevlana Müzesi’ni ve Sultan Ahmet Camii’ni ziyaret etmek olduğunu kaydetti....
AK Parti Genel Başkan Vekili ve Türk Devletleri Teşkilatı Aksakallar Konseyi Başkanı Binali Yıldırım, Kırgızistan Ahıska Türkleri Derneği Yönetim Kurulu üyelerini Türkiye’nin Bişkek Büyükelçiliğinin Konferans Salonu’nda kabul etti. Türkiye’nin Bişkek Büyükelçisi Ahmet Sadık Doğan’ın ev sahipliğinde yapılan görüşmede; Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) Bişkek Program Koordinatörü Osman Usta, Kırgızistan Türkiye Manas Üniversitesi (KTMÜ) Rektörü Prof. Dr. Alpaslan Ceylan, Türkiye Maarif Vakfı Kırgızistan Temsilcisi Hüsnü Bircan, Türkiye-Kırgızistan İşadamları, Kültür, Dayanışma ve Dostluk Derneği (TÜKİD) Başkanı Şevki Sarılar, Türk eğitim ve sağlık kurumların yöneticileri ve büyükelçiliğin ataşeleri hazır bulundu. Binali Yıldırım yaptığı konuşmada, Türkiye’nin, her zaman Ahıska Türklerinin yanında olduğunu belirterek, “Nerede olursanız olun biliniz ki, Türkiye’nin gözü üzerinizde. Meselelerinize sahip çıkıyor ve çıkmaya devam edecek.” ifadelerini kullandı. Yıldırım, Ahıska Türklerine, Türkiye’nin Kırgızistan'daki eğitim yatırımı olan Kırgızistan Türkiye Manas Üniversitesi ve Orta Asya’da açılan ilk Maarif Okulundan istifade etmelerini önerdi. Eğitimin önemine dikkati çeken Yıldırım, “Üst düzeyde yetişmiş eğitimli Türk gençlerimizin bulundukları ülkelerde gerek devlette gerek özel sektörde önemli sorumluluklar almaları bizleri memnun eder.” dedi....
İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) 48. Dışişleri Bakanları Konseyi Toplantısı kapsamında Pakistan’ın başkenti İslamabad’da gelen Çavuşoğlu, basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Afganistan’la ilgili yeni dönem hakkında değerlendirmeler yapan Bakan Çavuşoğlu, Türkiye’nin bir taraftan Afganistan’a ekonomik yardım yaptığını ve diğer yandan eğitime destek verdiğini dile getirdi. “Daha önce askeri ardım amaçlı ayırdığımız bütçe vardı. Onun bir kısmını Birleşmiş Milletler Kalkınma Programının oluşturduğu fona, diğer kısmını da Türkiye Maarif Vakfı ve Türk Kızılay’a aktardık.” İfadelerini kullanan Çavuşoğlu, Afganistan’a insani yardımların sürdüğünü vurguladı. Taliban geçici hükümetinin Dışişleri Bakanı Vekili Emirhan Muttaki’ye kadınların hakları ve kızların eğitimi konusunda dostane tavsiyeleri olduğunu aktaran Çavuşoğlu, şunları söyledi: “Fakat sadece tavsiyede bulunmak yetmez. Türkiye Maarif Vakfı Okulları ile Afganistan’daki eğitime katkı sağlamaya çalışıyoruz. Toplamda 46 okul ve eğitim merkezimiz var. 14’ü kızlar için eğitim veren okullardı. Bunlardan 12’sini açabildik. Yeni eğitim yılına kadar tüm okullar açık olacak. Kabil’deki iki kız okulu da açık olacak. Antalya Diplomasi Forumu’nda Muttaki de bize söz verdi. Bir sorun var ancak ülkenin çökmesinin maliyeti çok daha fazla.”...
18 Mart 1915’te dünyanın en büyük donanmasına karşı kazanılan Çanakkale Deniz Zaferi, 107. yıl dönümünde Türkiye Maarif Vakfı Genel Merkezinde düzenlenen panelde konuşuldu. Moderatörlüğünü Vakfın Mütevelli Heyeti Başkan Vekili Prof. Dr. Ahmet Emre Bilgili’nin yaptığı panele, Milli Savunma Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Samsakçı konuşmacı olarak katıldı. Programın açılış konuşmasını yapan Türkiye Maarif Vakfı Başkanı Prof. Dr. Birol Akgün, “Milletleri millet yapan, zor günlerde gösterdikleri büyük dayanışma ve kahramanlık hikayeleridir.” diyerek sözlerine başladı. Tarihimizin de geleceğe bırakılacak pek çok büyük kahramanlık hikayeleriyle dolu olduğunu söyleyen Akgün, Çanakkale Zaferi’nin bir imparatorluğun en son direnişinin sembolü olduğunun altını çizdi. Prof. Dr. Akgün Türkiye’nin içerisinde bulunduğumuz dönemde de şahitlik ettiğimiz gibi, kuruluşundan 100 yıl sonra dünyanın en önemli merkezlerinden biri haline gelmesinin altında da bu kahramanlık ruhunun yattığına değinerek “Hak ve hakikat uğruna, siyasi istiklalin nasıl kurulacağını Çanakkale Zaferi göstermiştir.” ifadelerini kullandı. Türkiye Maarif Vakfının yurt dışına gönderdiği öğretmenlerinin de bu ruha sahip olmalarını arzuladıklarına temas eden Akgün, “Önce yerli ve mili olmak, önce kendi değerlerine ve milletine sadık olmak… Ardından da fenle, edebiyatla, sanatla, teknolojiyle ve dünyayla entegre olmak… Öğretmenlerimizden beklediğimiz bu.” dedi. Panele moderatörlük yapan Türkiye Maarif Vakfı Mütevelli Heyeti Başkan Vekili Prof. Dr. Ahmet Emre Bilgili, Çanakkale’ye bir müfredat olarak bakmamız; birincisi savaş tarihi açısından, ikincisi, kültürel ve manevi yönü açısından, üçüncüsü de eğitim açısından değerlendirip bir kazanım haline getirmemiz gerektiğini vurguladı. Bilgili’nin ardından söz alan Prof. Dr. Erhan Afyoncu, Çanakkale Savaşı’nı Sami Paşazade Sezai’nin sözüne atıf yaparak tarif etti: “Çanakkale savunması ‘üç mucizeler’ savaşıdır: Hâli kurtardı. Mazinin ‘hamaset ve azametini’ geri getirdi. Vatanımızı bir ‘ebedî vatan’ yaptı.” Türk milletinin en önemli özelliğinin zor zamanlarda direnç göstermesi olduğunu belirten Afyoncu, Çanakkale Zaferi’yle 1768’den itibaren süregelen yenilgilere son verildiğini, yarım milyondan fazla insanın savaştığı çok dar bir bölgede, 250 bin civarı şehit, kayıp ve yaralı olduğunu söyleyerek “Şayet Çanakkale Savaşları’nı kazanmasaydık Milli Mücadele’de başarılı olsak bile Doğu Anadolu’yu kurtarmakta zorlanacaktık” cümleleriyle savaşın önemine vurgu yaptı. Prof. Dr. Afyoncu, Çanakkale Zaferi’nin hakkıyla tanıtılması için yapılması gerekenleri şu cümlelerle aktardı: “Sosyal medya çağında, Çanakkale’de yaşananların kısa videolar halinde gençlere sunulması lazım. Kitap, roman yine yazılır, araştırmalar yapılır. Ancak bugünün şartlarında iletişim kurmak istiyorsanız, sosyal medyada kısa ve sıkıcı olmayacak şekilde Çanakkale’yi gençlere anlatmamız lazım.” Prof. Dr. Mehmet Samsakçı ise, Çanakkale Zaferi’ni edebi metinler açısından değerlendirdi. Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un pek çok değeri kapsayan şiirlerinde Çanakkale’nin oldukça anlamlı şekilde anlatıldığını ifade eden Samsakçı, ilk askeri ve siyasi röportajın Ruşen Eşref’in Anafartalar Kumandanı Mustafa Kemal’le yaptığını, Çanakkale’ye ilişkin o dönemde kaleme alınanlarla ciddi bir literatür oluştuğunu söyledi. Çanakkale ile ilgili ilk makalenin de 5 Haziran 1915’te Sabah Gazetesi’nde yayımlanan Temizlenen Leke başlıklı yazı olduğunu aktaran Prof. Samsakçı, yazının şu cümlelerle bittiğini vurguladı: “Çanakkale zaferi, Balkan Muharebesi’nin milletin alnına vurduğu lekeyi temizledi. Biz bundan dolayı bilhassa sevinçliyiz.” 35. Osmanlı Padişahı Sultan Mehmed Reşad’ın Çanakkale Gazeli’nden, Yahya Kemal’in manzumesinden, Yusuf Ziya’nın Çanakkale eserinden ve Mehmet Akif’in Safahat’ından örnekler veren Prof. Dr. Mehmet Samsakçı, konuşmasını Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur romanında anlattığı şu metaforla tamamladı: “Bir ayağımızın daha uzun bir yere basması için diğer ayağımızın sağlam yere basması lazımdır.” O sağlam yer bizim tarihimizdir. Çanakkale Deniz Zaferleri’nin genel çerçevesinin çizildiği panel soru cevap bölümüyle son buldu....
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK) öncülüğünde; Kültür ve Turizm Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı, İletişim Başkanlığı, Ankara Bilim Üniversitesi ve Erciyes Üniversitesi’nin ortaklaşa düzenlediği Uluslararası Medya ve İslamofobi Forumu’nda alanının uzmanı isimler bir araya geldi. Forumun açılış konuşmalarını RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin, İletişim Başkanı Prof. Dr. Fahrettin Altun, Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş ile Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un yaptı. Türkiye Maarif Vakfı Başkanı Prof. Dr. Birol Akgün; RTÜK Başkan Yardımcısı İbrahim Uslu’nun moderatörlüğünde gerçekleşen ve Büyükelçi Dr. İsmail Hakkı Musa, Yunus Emre Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Şeref Ateş ile Diplomasi Vakfı Direktörü Doç. Dr. Oğuzhan Bilgin’in de konuşmacı olduğu İslam Karşıtlığıyla Mücadelede Kültürel Diplomasi başlıklı oturumda konuşmasını gerçekleştirdi. İslamofobi ile mücadelede kültürel diplomasinin son derece önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Birol Akgün, son 30 yılda uluslararası sistemde medeniyet ve kültür temellerinin kutuplaşma üzerine inşa edildiğine ve siyasi analizlerin teorik çerçevesi olarak buralara dayalı açıklamalar etkili olmaya başladığına vurgu yaptı. Samuel Huntington’un Medeniyetler Çatışması tezine atıfta bulunan Akgün, bu teorinin referans alınarak İslam ve Müslümanlarla ilgili her şeyin ötekileştirildiği bir dünya oluşturulduğunu aktardı. Müslüman toplulukların tarihte hiç olmadığı kadar gayr-ı müslim ülkelerde yaşadıklarına değinen Prof. Dr. Akgün, “Hindistan’dan Amerika’ya kadar Müslüman olmayan toplumlarda bir nevi İslam karşıtlığının temeli oluşturuluyor.” dedi. “Avrupa İslam medeniyetinin pratiğine göre sınıfta kalmıştır. Farklılıklara karşı muamelede bizim medeniyetimiz tarihin sınamasından geçmiştir. İnsan hakları gibi evrensel değerlerin yeryüzüne yayılması, Batı’nın son yüzyılda sergilediği iki yüzlü tavır ile hatırlanır. 90’lı yıllarda Francis Fukuyama ‘Herkes bir gün liberal demokrasiyi kabul edecek.’ dedi. Hepimiz destekledik.1990’larda Ukrayna dahil pek çok ülkenin komünizmden, liberal demokrasiye geçiş için duyduğu heyecan, İslam dünyası ve Ortadoğu için neden korkuya yol açtı?” ifadelerini kullanan Prof. Dr. Birol Akgün, zenofobik yaklaşımlarla entelektüel ve değersel olarak İslam dünyasına, yabancıları da içerecek şekilde Batı’ya entegre olmaya dirençli olan toplumlara karşı inanılmaz bir sertleşme oluşturulduğunun altını çizdi. Bugün Avrupa’da emlak ararken, iş ararken çok büyük standartların bulunduğuna işaret eden Akgün, “Bir Müslüman olarak iş başvurusu yaptığınızda çağrılmama ihtimaliniz diğer din ve inançlara mensup kişilere kıyasla dört kat daha yüksek.” sözleriyle Batı’nın İslamofobik yaklaşımda geldiği noktayı gözler önüne serdi. İslamofobi ile zenofobinin birlikte düşünülmesi gerektiğini savunan Prof. Dr. Akgün, Müslümanların Batı’da bir güvenlik problemi imiş gibi gösterilerek baskı altına alındıklarını söyleyerek konuşmasını sorunun çözümüne ilişkin şu cümlelerle tamamladı: “Bireysel olarak bizlerin de İslam’ı doğru temsil etme yükümlülüğümüz var. Bütün suçu karşı tarafta aramamalıyız. Tüm dünyada Müslümanlar olarak İslam’ı temsil yükümlülüğümüzün gereğini yerine getirirsek, en azından üzerimizdeki sorumluluktan kurtulmuş oluruz.”...