65 ülkede faaliyet gösteren Maarif okullarında 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, düzenlenen renkli etkinliklerle büyük bir coşkuyla kutlandı. Farklı kıtalardan binlerce öğrenci, bayramın neşesini aynı heyecan ve ortak duygularla paylaşarak küresel bir buluşmaya imza attı.Balkanlar’dan Afrika’ya, Asya’dan Avrupa’ya uzanan geniş coğrafyada gerçekleştirilen kutlamalarda öğrenciler halk oyunları, bayrak törenleri, şiir dinletileri, tiyatro gösterileri ve müzik performanslarıyla sahne aldı. Programlarda farklı kültürlerin izleri öne çıkarken öğrenciler kendi ülkelerine ait geleneksel değerleri sergileyerek kültürel zenginliği sahneye taşıdı.Maarif okullarında gerçekleştirilen bu etkinlikler, yalnızca bir kutlama olmanın ötesine geçerek çocukları ortak değerlerde buluşturdu. Bayramın taşıdığı anlam ve mesajlar dünyanın dört bir yanındaki öğrenciler arasında barış, dostluk ve kardeşlik duygularını pekiştirdi.Dünyanın Dört Bir Yanında Renkli GörüntülerArnavutluk’ta Türkiye’nin Tiran Büyükelçisi Barış Ceyhun Erciyes, Maarif öğrencileriyle bir araya gelerek bayram sevincine ortak oldu. Tiran’daki etkinliklerde öğrenciler performanslarıyla büyük beğeni toplarken Büyükelçi Erciyes çocukların bir ülkenin geleceği açısından taşıdığı öneme dikkat çekti. Sırbistan’da üç şehirde faaliyet gösteren Maarif okullarında düzenlenen programlarda öğrenciler şiirler, koro performansları ve dans gösterileriyle sahne aldı. Belgrad’daki ana program yoğun katılımla gerçekleşti. Ekvator Ginesi’nde müzik, dans ve renkli gösterilerle kutlanan bayramda öğrenciler farklı kültürleri gururla sergiledi. Nijer’de düzenlenen 23 Nisan kutlamaları ise hem coşkulu hem de anlamlı anlara sahne oldu. Nijer Maarif Okulları öğrencileri tarafından hazırlanan programda halk oyunları, şiir dinletileri, müzik performansları ve tiyatro gösterileri sergilendi. Öğrenciler, farklı yaş gruplarına hitap eden sahne performanslarıyla bayramın neşesini yansıtırken taşıdıkları pankartlar ve yaptıkları konuşmalarla güçlü bir farkındalık mesajı verdi. Etkinliklerde Filistinli çocuklar da unutulmadı; öğrenciler, Filistin’de temel yaşam hakları, aile bütünlüğü ve eğitim imkanları ellerinden alınan çocukları anarak dayanışma çağrısında bulundu. Programda barış, kardeşlik ve çocuk haklarına vurgu yapıldı.Somali’de anaokulu öğrencileri geleneksel danslar, tiyatro gösterileri ve müzik etkinlikleriyle 23 Nisan’ı kampüslerinde coşkuyla kutladı. Güney Afrika’da düzenlenen programda ise öğrencilerin sahne performansları büyük ilgi gördü. Türk kurumlarının temsilcilerinin katıldığı etkinlikte Türk dansları, marimba müziği ve kültürel gösteriler öne çıktı. Kosova’da Prizren kampüsünde düzenlenen kutlamalarda öğrenciler geleneksel kıyafetleriyle sahne alırken şiirler okundu, dans gösterileri gerçekleştirildi. Macaristan’da ise öğrenciler için hazırlanan etkinlik alanlarında yüz boyamadan müziğe, dans atölyelerinden oyun istasyonlarına kadar birçok aktiviteyle bayram coşkusu gün boyu sürdü.Türkiye Maarif Vakfının dünya genelindeki okullarında eş zamanlı olarak gerçekleştirilen 23 Nisan kutlamaları, millî bir bayramın evrensel bir değere dönüşmesini bir kez daha gözler önüne serdi. Farklı kültürlerden çocukların aynı sevinçte buluştuğu etkinlikler barış, dayanışma ve ortak gelecek idealinin yansıması oldu....
15 Temmuz darbe girişiminin 6. yıl dönümünde Türkiye Maarif Vakfı Genel Merkezinde 15 Temmuz paneli düzenlendi. Moderatörlüğünü araştırmacı yazar İhsan Aktaş’ın üstlendiği panelin konukları Avukat Hüseyin Aydın ve gazeteci yazar Nedim Şener’di. Panelin açılış konuşmasını yapan Türkiye Maarif Vakfı Başkanı Prof. Dr. Birol Akgün, Vakfın yurt dışındaki FETÖ okullarını devralmasının dışında kendi eğitim kurumlarını da açarak uluslararası eğitimin parçası haline geldiğini söyledi. Akgün; “15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra dünyada birçok ülke FETÖ okullarına yönelik farklı stratejiler geliştirdi. Bazı ülkeler FETÖ iltisaklı okulları devletleştirdi, bazıları kapattı, bazıları da 3. kişilere devretti, bazı ülkeler ise bu okulların Türkiye Maarif Vakfına devrini gerçekleştirdi. Batı dışında kalan ülkelerin yaklaşık olarak dörtte üçünde FETÖ iltisaklı okullara müdahalede bulunuldu.” ifadelerini kullandı. Türkiye Maarif Vakfının, 15 Temmuz’un hemen ardından yurt dışındaki FETÖ iltisaklı okulların devri ile ilgili birçok dosyayı önünde bulduğunu vurgulayan Prof. Dr. Akgün, 6 yıllık süreçte FETÖ iltisaklı okulları devralarak örgüte darbe vurmaya devam ettiklerinin altını çizdi. Prof. Dr. Birol Akgün, konuşmacılara katılımlarından dolayı teşekkür etti. Akgün’ün konuşmasının ardından paneli başlatan İhsan Aktaş, FETÖ’nün gerçek yüzünü Hrant Dink cinayetinde gösterdiğini, 15 Temmuz darbe girişimiyle de artık tartışmaya mahal bırakmayacak şekilde terör örgütü olduklarını ispatladıklarını aktardı. Yargının 15 Temmuz’dan hemen sonra risk alarak mücadele ettiğini dile getiren Aktaş darbeye gösterilen refleksin yavaş yavaş azaldığını işaret etti. “FETÖ mensupları manipülasyon yapmada oldukça usta” Aktaş’ın söz verdiği gazeteci yazar Nedim Şener, Türkiye Maarif Vakfının FETÖ ile mücadelede etkin ve aktif rol oynayan bir kurum olduğunu, bu nedenle teşekkür ettiğini söyledi. FETÖ ile mücadele henüz bitmemiş olan, üstelik daha sıkı sürdürülmesi gereken bir husus olduğunun altını çizen Şener, “FETÖ, yalan ve iftira üzerine kurulu bir örgüt olması nedeniyle son derece tehlikeli bir yapıya sahip. Türkiye Maarif Vakfı olarak sahada sizler bu durumu daha iyi tecrübe ediyorsunuz. Bundan beş yıl önce söylenemeyecek, yapılamayacak olaylar artık gündeme geldi. FETÖ’cülere mağduriyet kılıfı uyduramayan siyasetçiler, Kanun Hükmünde Kararnameler ve terörle mücadele kanunu üzerinden dünyada PR çalışması yapıyorlar.” dedi. Mücadelenin iç cephesi olduğuna da değinen Şener, “İçeriden bazı isimler üzerinden yargıya mesaj vermeye çalışıyorlar. Demokrasi kılıfıyla terör örgütlerinin savunuculuğunu yapıyorlar. Askeri öğrenciler üzerinden kamuoyu oluşturmaya çalışıyorlar. FETÖ’nün yaptığı da budur. Mesela Stockholm’de önemsiz bir dernek kurarak küçük küçük damlalarla bir deniz oluşturacaklarını biliyorlar. Biz maalesef bunu yapamıyoruz.” cümleleriyle gelinen noktada örgütle mücadeledeki problemli alanları ortaya koydu. Örgüt mensuplarının manipülasyon yapmada usta olduklarını dile getiren Nedim Şener, “En az onlar kadar uyanık olmalıyız. Darbe girişiminden bugüne kendi kendime soruyorum, FETÖ ile ilgili bir şey yapmadıysam o günü boş geçirmiş sayıyorum. Üzerinde güneşin batmadığı bir terör örgütünden bahsediyoruz. Her gün özellikle Türkiye ile uğraşıyorlar. Aynı yalanı günlerce tekrarlıyorlar. Her kılığa giriyorlar ve algı çalışmaları yapıyorlar.” diyerek FETÖ’nün Türkiye ile mücadelesini manipülatif eylemler ve söylemler üzerinden sürdürdüğüne temas etti. FETÖ ile mücadelede en önemli vazifenin din adamlarına ve Diyanet İşleri Başkanlığına düştüğünün altını çizen Şener, sözlerini şöyle tamamladı: “FETÖ ile mücadele konusunda neler yapmalıyız, diye düşünmemiz lazım. FETÖ ve benzeri örgütler varlıklarını uluslararası destekle ve içeride bazı siyasi yapılanmaların omuz vermesiyle sürdürüyor. Dolayısıyla kendisini bu topraklara ait hisseden herkese FETÖ ile mücadelede önemli görevler düşüyor.” “FETÖ’yle mücadelenin uzun vadeli çözümü eğitim” Nedim Şener’in sonrasında konuşan Avukat Hüseyin Aydın da FETÖ meselesinin, uzun yıllar tıpkı devletin bir kısım kurumlarının olmadığı gibi yargının da kadrajında olmadığını vurguladı. Yargının bu yapıyı suç örgütü olarak görmesinin yakın zamana tekabül ettiğini anlatan Aydın, “Neden gerekli refleksi gösteremedi? Bunu anlamak için öncelikle örgütü ve hangi yıllarda devlet içerisinde örgütlendiğini anlamak lazım. 60 darbesinden sonra siyasetçilerin etkinliği sınırlandı. Yargı bürokrasisi devleti yöneten esas unsurlardı. Örgüt de bu strateji üzerinden kurguladı kendini. Bu stratejinin diğer önemli ayağı TSK’ydı. Orada da 1980’lerde örgütlenmeye başladılar. 1986’da askeri lisedeki yapılanmaları deşifre oldu.” diyerek, FETÖ’nün devlet içerisine sızmasının 50 yıllık hikayesinin olduğunu söyledi. 15 Temmuz’dan önce FETÖ ile mücadelenin Tayyip Erdoğan’la örgüt arasında olduğunun zannedildiğini vurgulayan Aydın, “FETÖ ile mücadelede yargıyla birlikte başka yöntemler bulmak zorundayız. Bu ülkenin gençleri bilerek devlete düşman haline getiriliyor. Bilerek ya da bilmeyerek başka devletin hizmetçisine dönüşüyorlar. Buna engel olmamız gerekiyor. İnsanlar nasıl mankurtlaştırılıyor, diye baktığımızda ‘yanılmaz’ bir liderlik konseptiyle karşı karşıya kalıyoruz. Bu konsepti yıkmadan örgütü bitirmek mümkün değil.” ifadeleriyle mücadelenin siyasi, hukuki ve sosyolojik sacayakları olduğuna atıfta bulundu. 15 Temmuz’dan geriye dönüşü, kanser hastalığına 6. evrede yakalanmış ve artık kurtulması mümkün görünmeyen birinin kurtulmasına benzeten Aydın, “Ama bu bünye benzer bir hastalığı artık kaldırmaz. 16 Temmuz’da millet devletini kurtardı. Millet devletten artık böyle bir olayla karşı karşıya kalmaması için adımlar atmasını bekler. 16 Temmuz sabahında bürokrasi ele geçirilse bile millet karşısında durulduğu takdirde başarılı olunamayacağı net şekilde görüldü. Eğer 15 Temmuz’da elde edemedikleri başarıyı siyasetle elde ederlerse bu mücadelenin bir anlamı kalmaz.” dedi. Örgütle mücadelenin uzun vadeli yolunun eğitim olduğuna dikkati çeken Aydın, FETÖ’nün fırsatı tekrar ele geçirmesinin ülkenin sonu olacağını, mücadele adına konsensüs oluştuğunu ve bu konuda daha hassas olunması gerektiğini söyleyerek sözlerini tamamladı. Soru cevap bölümünün ardından panel sona erdi. ...
Dünyanın dört bir yanında gerçekleştirdiği faaliyetlerle, eğitim alanında Türkiye’nin dünyaya açılan penceresi olan Türkiye Maarif Vakfının 12. Ülke Temsilcileri İstişare Toplantısı başladı. Genel Merkez binasında 3 gün boyunca devam edecek olan programın açılış konuşmasını, Türkiye Maarif Vakfı Başkanı Prof. Dr. Birol Akgün yaptı. Sözlerine Türkiye Maarif Vakfının misyonuna vurgu yaparak başlayan Akgün, “Misyonumuzu her fırsatta dile getirmekteki maksadımız, yolumuzu, görevimizi, amacımızı, kimliğimizi tekrar ve tekrar hatırlamak ve hatırlatmaktır. Rehberlerimizin Anadolu irfan geleneğinin öncüleri olan Hoca Ahmet Yesevi, Mevlâna Celaleddin-i Rûmî, Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli, Sarı Saltuk ve Hacı Bayram-ı Veli gibi gönül dostları olduğunu unutmamalıyız.” ifadelerini kullandı. Türkiye Maarif Vakfının kuruluşundaki en önemli saikleri 5 maddede sıralayan Prof. Dr. Akgün, Vakfın Türkiye’nin “yeniden büyük devlet olma” iddiasıyla, uluslararası sistemin yapısında meydana gelen değişim ve dönüşüme bağlı olarak geleneksel diplomasinin kamu diplomasisiyle desteklenme gereksiniminin bir sonucu olduğunun altını çizdi. Prof. Dr. Birol Akgün, Türkiye Maarif Vakfının Türkiye’nin geniş küresel vizyonunun önemli sac ayaklarından birisi olan “Türkiye’nin eğitimde uluslararasılaşma politikasına” katkı sunduğunu dile getirdi. Akgün ayrıca Vakfın; FETÖ, PKK, DEAŞ gibi Türkiye’nin ve insanlığın başına bela olan ve gelecek nesilleri zehirleyen terör örgütlerine ve küresel ölçekte ise ırkçılık, yabancı düşmanlığı, İslamofobi, Türkofobi, ayrımcılık, şiddet ve kültürel değerlerdeki yozlaşmalara karşı “eğitim yoluyla mücadele etmek” için kurulduğuna atıfta bulunarak Türkiye’nin dünya barışına katkı sunma girişimlerini desteklemek amacına hizmet ettiğini aktardı. “Vakfın en önemli özelliği kendini sürekli yenileme, tazeleme ve geliştirme” Birol Akgün, Türkiye Maarif Vakfının en önemli özelliğinin kendini sürekli yenileme, tazeleme ve geliştirme kabiliyeti olduğuna işaret etti ve “Yeni bir ülkede faaliyetlere başlarken, yeni görevlendirmeler yaparken, yeni stratejik hedefler belirlerken hep bu kabiliyetimizden istifade ettik.” dedi. Vakfın 2020-2023 dönemini kapsayan İkinci Stratejik Planı’nın kalite odaklılık temelinde hazırlandığına değinen Prof. Dr. Akgün; kurum kültürü ve kalitenin geliştirilmesi stratejisiyle uluslararası standartlara sahip yetkin ve güvenilir bir kurum olmayı amaçladıklarını söyledi. Finansal yeterliliğin sağlanması stratejisine özellikle temas eden Akgün, finansal yeterliliğin önemine şu cümlelerle temas etti: “Okul gelir-gider dengesinin sağlanması, fayda-maliyet analizlerinin yapılması, norm kadro çalışmalarına riayet edilmesi, doğru fiyat politikası ile eğitim ücretlerinin gözden geçirilmesi konularında dikkatli olmanızı bekliyoruz. Yine finansal yeterlilik çalışmaları çerçevesinde, ülke temsilcilerimizin kendi gelirlerinin en az %5’ini kaynak geliştirerek sağlamalarını beklediğimizi de hatırlatmak istiyorum.” “Temsilcilerin ve eğitimcilerin eğitim alanındaki gelişimleri büyük önem taşıyor” İnsan kaynağının güçlendirilmesi stratejisine de özellikle değinen Akgün, söz konusu stratejinin ulusal ve uluslararası standartlarda nitelikli istihdamı sağlamaya yönelik süreçleri içerdiğini vurgulayarak; Vakfın ana misyonunun eğitim faaliyeti olduğunu, temsilcilerin ve eğitimcilerin bu alanda kendilerini geliştirmeleri ve eğitimin ortak dilini kullanmalarının büyük önem taşıdığını vurguladı. Prof. Dr. Akgün, Türkiye Maarif Vakfının Anadolu, İstanbul, Atatürk ve Sakarya gibi açık öğretim ve uzaktan eğitim fakülteleri olan üniversitelerin rektörlükleriyle Vakıf personelinin ve hatta ülkelerdeki yerel personelin uzaktan eğitim yoluyla lisansüstü eğitim programlarından istifade edebilmesi için görüşmeler gerçekleştirdiğinin altını çizdi ve “Yurtdışında görev yaparken eşzamanlı olarak uzaktan eğitim imkanıyla lisansüstü eğitim de yapabileceksiniz. Ayrıca, yine bu üniversitelerimizle gerçekleştirdiğimiz görüşmelerde, daha önce Marmara Üniversitesi’yle yapmış olduğumuz iş birliği sonucu açılmasında ciddi katkımız olan ‘Uluslararası ve karşılaştırmalı eğitim YL programı’ gibi, yine ihtiyaç gördüğümüz alanlarda online/uzaktan lisansüstü eğitim programları da açtırabileceğiz. Bu girişimlerimiz aynı zamanda Eğitimde uluslararası bir marka olunması stratejimizi de desteklemektedir. Şimdiden hayırlı olsun.” ifadeleriyle Türkiye Maarif Vakfının personelinin gelişimi için yaptığı çalışmaları dile getirdi. “Dünyanın her yerinde işleyen dinamik bir kurum haline geldik” Prof. Dr. Akgün, son olarak Türkiye Maarif Vakfının TBMM tarafından kabul edilen 6721 sayılı kanunla kendisine tevdi edilen yetki ve sorunlulukları kurulduğu ilk günden bugüne aksatmadan, sürekli artan bir ivmeyle yerine getirdiğine işaret etti ve Türkiye’yi uluslararası örgün ve yaygın eğitim alanında temsil etmenin bilinciyle ve gururuyla, dünyanın her yerinde işleyen dinamik bir kurum haline geldiklerini söyledi. Akgün, “Başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere devletimizin her kademesinden destek gördük. Vakfımızın en üst karar alma, yürütme ve denetleme organlarından Genel Merkezdeki birimlerine, yurtdışındaki ülke temsilciliklerinden okullarımızdaki öğretmenlerimize kadar, Türk ve yerel 8 bini aşkın çalışanıyla Türkiye’nin uluslararası eğitimdeki yüz akı olduk. Bu başarı hepimizin başarısıdır. Hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum.” diyerek konuşmasını tamamladı. Türkiye Maarif Vakfının 12. Ülke Temsilcileri Toplantısı; yapılacak sunumlar, değerlendirmeler ve yuvarlak masa toplantılarıyla 7 Temmuz Perşembe gününe kadar devam edecek....
Güney Asya ülkelerinden Afganistan’da konuşulan yabancı diller arasında Türkçe, önemli bir yerde duruyor. Afganistan ve Türkiye dostluğunun gün geçtikçe perçinlenmesiyle Türkçenin yabancı dil olarak öğrenimi daha da yaygınlaşıyor. Afganistan’da 27 eğitim kurumunda 6200 öğrenciyle eğitim öğretim faaliyetlerini sürdüren Afgan-Türk Maarif Okulları, normal eğitimin yanında Türkçe eğitimine de önem vererek, çeşitli etkinlik ve kulüp faaliyetleriyle Türkçe öğreniminin yaygınlaşmasını sağlıyor. Bu kapsamda Afgan-Türk Maarif Okullarında çalışan yaklaşık 50 öğretmen ve asistan için Türkçe hizmet içi eğitim çalıştayı düzenlendi. Vakfın Ülke Temsilcisi Salih Sağır ile Türkiye Maarif Vakfı Türkçe ve Yabancı Diller Daire Başkanı Prof. Dr. İbrahim Gültekin’in katılımıyla gerçekleşen programda, Türkçenin yurtdışında öğretimi ve öğrenimi ile ilgili mevcut uygulamalar, sorunlar ve çözüm önerileri üzerinde duruldu. Prof. Dr. İbrahim Gültekin, Türkçenin sevilen bir dil olarak tüm dünyada hızlı bir şekilde ilerlediğini belirterek; gelişimin teknik, sosyal, dil ve sanat alanında birlikte olacağını kaydetti. ...
Batı Avrupa ülkelerinden Belçika’da 2020’den bu yana faaliyetlerini sürdüren Türkiye Maarif Vakfı, 2021-2022 eğitim öğretim yılı döneminin kapanışı için program düzenledi. Anvers Başkonsolosu Batu Kesmen, Vakfın Gent kentindeki ofisinde yapılan programda öğrencilere başarı sertifikalarını verdi. Kesmen, Türkiye Maarif Vakfının Belçika’nın Flaman bölgesinde son dönemde artan Türkçe ve Türk kültürü ihtiyacını karşılamaya yönelik faaliyetlerde bulunduğunu söyledi. Türkiye Maarif Vakfının, özellikle Gent gibi Türk nüfusunun yoğun bulunduğu bir bölgede kuruluşundan itibaren çalışmalarını kararlılıkla devam ettirdiğini ifade eden Kesmen, büyük başarılara imza atıldığını vurguladı. Vakfın Belçika Temsilcisi Zeynep Bilgin Eraslan da yaptığı açıklamada, üç yıla yakın süredir başkent Brüksel ve Gent’te ofislerinin bulunduğunu söyledi. Gent’te iki yıldır faaliyet gösterdiklerini belirten Eraslan, ilk defa mezuniyet töreni düzenlediklerini dile getirdi. Bundan sonraki yıllarda yaz dönemini de değerlendirmek istediklerini ifade eden Eraslan, Brüksel’de bu yaz okul açacaklarını belirtti. Eraslan, şunları aktardı: “Asıl amacımız çocukların akademik başarılarına katkı sunmak. Eğitim merkezlerimizdeki uzman kadromuzla takviye dersler veriyoruz. Okullarda da öğretmenlik yapan profesyonel bir ekiple çalışıyoruz. Çocuğun eksiğini görüp müdahale ediyorlar. Zaten çocukların başarılarını çok kısa sürede görüyoruz, sonuçları alıyoruz.” Zeynep Bilgin Eraslan, ayrıca Belçika’nın farklı şehirlerinde de faaliyet göstermeyi hedeflediklerini kaydetti. Türkiye Maarif Vakfı, yaşları 6 ila 18 olan çocukların dil gelişimlerini de destekliyor. Vakfın eğitim merkezinde başta Türkçe olmak üzere, İngilizce, Flamanca ve Fransızca dersler veriliyor. ...
Türkiye Maarif Vakfının Kosova’nın Priştine şehrinde faaliyetlerini sürdüren okullarında, ortaokul ve lise öğrencileri bilim şenliği düzenledi. Biyolojiden fiziğe, kimyadan matematiğe, sanattan spora çeşitli bilim dallarında sunulan projeler, ziyaretçiler tarafından ilgiyle karşılandı. Priştine Yunus Emre Enstitüsü de bilim fuarında okçuluk ve ebru sanatı etkinlikleri ile yer aldı. Priştine Okul Müdürü Zafer Çınar konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Eğitim çalışmalarında bizleri destekleyen velilerimizin ilgisi mükemmel, birbirinden ilgi çekici, birçok bilimsel deney ve projenin yer aldığı harika bir bilim fuarı düzenliyoruz. Bilim fuarını önümüzdeki aylarda Priştine kent merkezinde halka açık olarak gerçekleştirmeyi düşünüyoruz.” ifadelerini kullandı. Türkiye Maarif Vakfı okulları Kosova’da Priştine ve Prizren olmak üzere iki ayrı şehirde eğitim faaliyetlerini uluslararası standartlarda sürdürmeye devam ediyor. ...
Türkiye Maarif Vakfı Başkanı Prof. Dr. Birol Akgün, 6 yılda 6 kıta, 49 ülkedeki 428 eğitim kurumu, 44 yurt ve 50 bini aşkın öğrenciyle uluslararası alanda ilk 5 ülke arasında Türkiye'yi temsil ettiklerini söyledi. Türkiye Maarif Vakfının 17 Haziran 2016'da TBMM tarafından kabul edilen kanunla, yurt dışında anaokulundan üniversiteye kadar her düzeyde eğitim yapmak üzere kurulan bir kamu vakfı olduğunu dile getiren Akgün, vakfın 6 yıl içinde Türkiye Cumhuriyeti adına örgün ve yaygın eğitim hizmetleriyle ülkelerin güvenini kazandığını söyledi. “Kademeli olarak farklı ülkelere açılıyoruz.” Akgün, Türkiye Maarif Vakfının eğitim hizmetlerinde kaliteli ve hesap verebilir yaklaşımıyla etkin bir kamu diplomasisi aktörü olduğunu, Birleşmiş Milletler üyesi 193 ülkede aynı yaklaşımla eğitim hizmeti vermeyi hedeflediklerini belirterek şöyle devam etti: “Kademeli olarak farklı ülkelere açılıyoruz ve eğitim standartlarımızı uygulayabileceğimiz yeni ülkelerle ilişkilerimizi geliştiriyoruz. Vakfımız, halihazırda 67 ülkede eğitim faaliyetinde bulunuyor. Stratejik planımız doğrultusunda yeni açtığımız ve ülkelerin bize devrettiği FETÖ iltisaklı okullarla birlikte 6'ncı yılımızda eğitim kurumu sayımız 428'e ulaşmıştır. Diğer ülkelerin 1800'lerden beri oluşturdukları dünya eğitim liginde Maarif, 6 yılda, 6 kıta, 49 ülkedeki 428 eğitim kurumu, 44 yurt ve 50 bini aşkın öğrencisiyle uluslararası alanda ilk 5 ülke arasında ülkemizi temsil ediyor.” “Vakfımız, küresel eğitim sektöründe dünyaya güven veren bir marka haline gelmiştir.” Yurt dışındaki Türklerin çocuklarının ana dil Türkçeyi öğrenmesi ve kültürel aidiyetleri için 12 ülkede 21 eğitim merkezi açtıklarını dile getiren Akgün, şunları ifade etti: "Vakfımız, küresel eğitim sektöründe dünyaya güven veren bir marka haline gelmiştir. Amacımız, Türkiye Maarif Vakfının bu başarısını uzun soluklu sürdürmesini sağlamak, dünya ülkelerinin bize duyduğu güvenle eğitimde mükemmeliyete ulaşmaktır. Eğitimde mükemmeliyet için sadece yatay bir büyüme değil, özgün eğitim içerikleri ve materyalleri ile eğitim sektöründe derinleşmek temel stratejimizdir. Küresel eğitim alanında özgün içerik geliştirmeden var olunamayacağının farkındayız ve bu konuda yoğun bir Ar-Ge çalışması içindeyiz."” “Maarif mezunu başarılı gençler üniversite eğitimi için Türkiye'yi seçiyor.” Akgün, Maarif Okullarında okuyan bir öğrencinin liseyi bitirdiği zaman B2 düzeyinde Türkçe bilgisine sahip olduğunu belirterek, “Okullarımızdan mezun olan öğrencilerimiz B2 düzeyine çıktıktan sonra üniversiteye kolayca Türkiye'de başlama imkanına sahip oluyor. Yılda 3 bine yakın öğrenciyi liseden mezun ediyoruz. Yıllık 1000'e yakın öğrencimiz Türkiye'deki üniversitelere geliyor. Yani Maarif Okullarından mezun olan üç öğrenciden birinin üniversite tercihi Türkiye oluyor. Türkiye üniversitelerinde eğitim gören 3 binin üzerinde Maarif öğrencisi var.” dedi. Türkiye'nin yurt dışında en kapsamlı çalışmaları yürüten eğitim kurumu olarak eğitim ekonomisine de katkılar sunulduğunu vurgulayan Akgün, "Dünyada eğitim için yurt dışına giden her 100 öğrenciden 24'ünün tercihi olan ABD'ye yabancı öğrencilerin ekonomik katkısı 36 milyar dolar, İngiltere ekonomisine yıllık 22,6 milyar pound, yani yaklaşık 115 milyar liradır. Türkiye'nin uluslararası eğitim stratejisi bu bakımdan da çok önemlidir." diye konuştu. Yükseköğretimde uluslararasılaşmayı güçlendirmek için de Maarif Ajansını kurduklarını söyleyen Akgün, Maarif Ajansının dünyanın dört bir yanında Türk üniversiteleri ile dünyanın gençlerini buluşturan eğitim fuarı etkinlikleri düzenlediğini ve Türkiye'ye nitelikli öğrenci getirilmesi için çalıştığını, sonuncusu Kenya'da yapılan etkinliğe ise çok ciddi katılım olduğunu anlattı. Akgün, Maarif Ajansı aracılığıyla Türkiye üniversitelerinin uluslararası markalaşması sürecine de katkı sağladıklarını belirtti. Türkiye'nin özgün uluslararası müfredatı: “Uluslararası Maarif Programı” Prof. Dr. Akgün, Uluslararası Maarif müfredatında da önemli mesafeler kat ettiklerine dikkati çekerek şu bilgileri verdi: “Türkiye'nin uluslararası eğitim kurumu olarak uluslararası eğitim sistemlerini olduğu gibi alıp uygulamayı ilkesel olarak doğru bulmuyoruz. Bu nedenle Uluslararası Maarif Programı dediğimiz programımızı geliştiriyoruz. Şu ana kadar hazırlık aşamasında olan çalışmalarımız tamamlandı ve seçilen pilot okullarda uygulanmaya başlandı. Türkçe kitaplarımız basıldı ve okullarımızda kullanılıyor. Okul Öncesi Akreditasyon Sistemi Programımız da başta Balkanlar ve Afrika olmak üzere birçok ülkede uygulanmaya başlandı. Bu, ülkemiz adına büyük bir iddia ve başarıdır. Salgın döneminde bizden eğitim materyal ve içerikleri noktasında katkı isteyen ülkeleri de hesaba katarsak Türkiye'nin dünyada eğitimde söz sahibi bir ülke haline geldiğini söyleyebiliriz. Bunun Türkiye'ye çok yönlü katkısının olacağı tartışmasızdır.” “Türkçe öğretimi, Türkiye'mizin geleceği için büyük bir yatırım.” Yabancılara Türkçe eğitimi konusunda Türkiye'de Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulundan da onaylı müfredatı olan ve K12 düzeyinde farklı kademe ve seviyeye göre öğrenciler için Türkçe çalışma kitabı, öğretmenler için kılavuz kitaplar ile 50'den fazla eğitim materyali oluşturduklarını belirten Akgün, çok yönlü öğrenmeyi sağlamak için bu ders materyallerini dijital ortama da aktardıklarını söyledi. Akgün, “Dünyada anaokulundan üniversiteye kadar bilimsel düzeyde Türkçe öğretimini, Türkiye'mizin dünyadaki ticari, siyasi, insani ve kültürel geleceği için büyük bir yatırım olarak görüyoruz.” diye konuştu. Türkiye Maarif Vakfında okuyan öğrencilerin tamamında Türkçe derslerinin zorunlu olarak öğretildiğine işaret eden Akgün, şunları söyledi: “Fransa'nın uluslararası eğitim faaliyeti yürüten resmi kurumu AEFE'nin yıllık bütçesi 1,2 milyar avro. Bunun yaklaşık yarısı doğrudan devlet tarafından sübvanse ediliyor. Bu kurum, 100'ün üzerindeki ülkede Fransız okullarını yönetiyor ki bizim ülkemizde de vardır. Almanya'nın yurt dışındaki okullarını yöneten kurumu ise ZFA'dır. İngiltere COBİS-Cambridge, Amerika CIS-COIS (Council of International Schools) okulları ağıyla dünyanın pek çok ülkesinde uluslararası eğitim yapar. Bu ülkeler 1800'lerden beri başka ülkelerde kendi dil, kültür ve idealleri doğrultusunda okullar açmışlardır. Şimdi Türkiye'nin biraz gecikmeli de olsa dünyada uluslararası okullar açması, dost ülkelerin çocuklarına kaliteli eğitim vermesi, Türkçe dilini öğretmesi hem o ülkelerin hem de Türkiye'nin geleceğine yönelik stratejik bir yatırımdır.” “KKTC, Bosna ve Sırbistan'da yeni okullar açtık.” Vakfın eğitim kurumlarının bulunduğu 49 ülkenin 26'sının Afrika'da olduğunu dile getiren Akgün, "Balkanlar'da 43 okulumuz, iki eğitim merkezimiz ve bir üniversitemiz var. Bu yıl Sırbistan'da okullarımızı açarak faaliyete başladık. Bosna Hersek'te ise okullarımızı genişlettik. İnşallah yeni eğitim yılında KKTC'de okullarımız eğitime başlamış olacak. Ayrıca Avrupa'da özellikle Türkiye kökenli çocuklarımızın ana dilleri olan Türkçeyi, bulunduğu ülkenin dilini ve akademik becerilerini geliştirmeye yönelik çalışmalar yürüten 6 eğitim merkezimiz var. Bu yıl içinde Almanya'nın Duisburg şehrinde yeni bir eğitim merkezi açtık. Önümüzdeki dönemlerde Almanya'nın farklı şehirlerinde, Fransa Lyon'da ve Hollanda'da eğitim merkezleri açmayı planlıyoruz. Bu yıl Azerbaycan'da okul açmak için gayret gösteriyoruz. Ayrıca önümüzdeki yıllarda Orta Asya'da, Kazakistan ve Özbekistan'da ve Balkanlar'da ise Bulgaristan ve Karadağ gibi ülkeleri önceleyeceğiz." dedi. Akgün, Maarif eğitim kurumlarının bulunduğu ülkeleri şöyle sıraladı: “ABD, Afganistan, Almanya, Arnavutluk, Avusturya, Avustralya, Belarus, Belçika, Bosna Hersek, Burundi, Cibuti, Çad, Ekvator Ginesi, Etiyopya, Fildişi Sahili, Fransa, Gabon, Gambiya, Gana, Gine, Güney Afrika, Gürcistan, Irak, Kanada, Kamerun, Kırgızistan, Kolombiya, Kongo, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Kosova, Kuzey Makedonya, Macaristan, Madagaskar, Mali, Moritanya, Nijer, Pakistan, Romanya, Senegal, Sırbistan, Sierra Leone, Somali, Sudan, Suriye, Tanzanya, Togo Cumhuriyeti, Tunus, Ürdün ve Venezuela.” “Türk markası olmanın çok büyük getirileri söz konusu.” Birol Akgün, okulların finansal yönetimi ve personel ücret politikalarına yönelik olarak şu ifadeleri kullandı: “Vakfımız, henüz 6'ncı yılını idrak eden bir kurum olarak bu genişleme sürecinde çok ciddi yatırım ihtiyaçları bulunan bir kurumdur. Uzun dönemli stratejik plandaki temel hedeflerimizden birisi, açtığımız her bir okulun 3-5 yıl içinde cari giderlerini kendisinin karşılayabileceği finansal sürdürülebilirlik seviyesine ulaşmasıdır. Türkiye Maarif Vakfı olarak çok sıkı bir çalışma içindeyiz ve bütün okullarımızı gelir-gider dengesi bakımından yakından takip ediyoruz ve finansal hesap verebilirlik ile şeffaflığı çok önemsiyoruz. Verilen bir kuruşun hakkıyla harcanması konusunda büyük bir özen gösteriyoruz.” Uluslararası alanda faaliyet gösteren çok eski kurumlar olduğuna işaret eden Akgün, şöyle konuştu: “Ancak uluslararası alanda Türk markası olmanın çok büyük getirileri söz konusu. Çünkü diğer rakiplerimiz olan özellikle Batılı ülkelerin açmış olduğu okulların başka bagajları da var. Onların çoğu eski sömürgeci ülkeler. Türkiye tertemiz geçmişiyle sahaya giriyor. Türk pasaportu taşımak, Türk bayrağını taşımak, Türk eğitiminin yurt dışındaki temsilcisi olmak bizim açımızdan onur ve şereftir. İlgili ülkeler tarafından çok ciddi şekilde ilgi çekiyoruz. Sadece Türk olmak bile vakfımızı pek çok aile açısından güvenilir bir kurum haline getiriyor. Biz bu güvene layık olmaya çalışıyoruz.” “49 ülkede 7 bin civarında çalışanımız var.” Türkiye'den yurt dışına giden öğretmenlerin ücretlerinin de Bakanlıklararası Ortak Kültür Komisyonunca belirlenen ücretlere paralel bir şekilde belirlendiğini söyleyen Akgün, "49 ülkede 7 bin civarında çalışanımız var. Bunun 450'si Türkiye'den gidenlerdir. Geri kalanının çoğunluğu yerel personeldir. Okul ücretlerimiz, ülkelerin satın alma paritelerine göre doğal farklılıklar gösterebilmektedir. Aynı zamanda ülkenin yaşam koşullarının risk barındırması da personelimizin özlük haklarını düzenlerken dikkate aldığımız ve bölgesel olarak farklılık arz edebilen bir diğer husustur.” dedi. “Vakfımıza genel bütçeden pay ayrılmaktadır.” Türkiye Maarif Vakfının bütçesinin Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığınca tahsis edilen ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla bağımsız olarak Resmi Gazete'de yayımlanan bir kararnameyle belirlendiğini dile getiren Akgün, şu bilgileri verdi: “Çoğu zaman Vakfımızla ilgili, 'Milli Eğitim Bakanlığının bütçesinden pay kullanıyor' şeklinde yanlış bir algı var. Bu hususta kamuoyunu aydınlatmak isteriz; Teknik olarak Türkiye Maarif Vakfının bütçe tahsisi Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığı vasıtasıyla Maliye Bakanlığı üzerinden bize gönderiliyor ama bu bütçe, bizim Milli Eğitim Bakanlığının faaliyetleri için ayrılan yıllık bütçeden bağımsız olarak belirleniyor. Yani biz, Milli Eğitim Bakanlığının bütçesine ortak olmuyoruz. Oradan bir tenkisat olmuyor. Bize ayrılan pay, Maliye Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı Strateji Başkanlığınca ayrılan bir paydır. Her ay düzenli olarak yapılan harcamalar konusunda rapor veriyoruz. Bize tahsis edilen bütçeden, kılı kırk yararcasına her bir kuruşun hesabını halkımıza verme sorumluluğunu taşıyarak harcama yapıyoruz.” “COVID-19 krizini fırsata dönüştürdük.” Birol Akgün, COVID-19 salgını sürecinde, özel okulların bazı ülkelerde yüzde 50'ye yakın oranlarda öğrenci kaybettiğini, bu nedenle ya kapandığını ya da satışa çıkarıldığını belirterek, “Vakıf olarak bu süreçte öğrenci kaybetmedik ve tam tersine o dönemde, yani kritik ülkelerde önemli ölçüde öğrenci de kazandık. Çünkü Pakistan gibi ülkelerde, eğitimi hiç aksatmadan çevrim içi ortamda bütün müfredatı baştan sona uygulayan belki de tek eğitim kurumu bizdik. Salgın süreci bir krizdi, sınamaydı ama biz oradan başarıyla çıktık ve krizi fırsata dönüştürdük. Önümüzdeki dönemde eğitimin hibrit hüviyete bürüneceğini öngörüyoruz ve buna yönelik de farklı senaryolara göre hazırlık yapıyoruz. Bu amaçla eğitim alanındaki küresel trendleri de yakından izliyoruz.” dedi. “Afganistan'da eğitimlerimiz kesintisiz devam ediyor.” Afganistan'daki okullara ilişkin Akgün, şunları söyledi: “2018'de imzalamış olduğumuz bir anlaşmayla bu ülkedeki okulları devraldık. Okulların teknolojik altyapısını yeniledik, tadilatlar yaptık ve yeni okullar açtık. Tabii son bir yıldır özellikle Afganistan iç siyasetinde çok ciddi radikal değişiklikler de oldu. Afganistan'da yeni bir hükümet var. Geçen sene temmuz ayından itibaren ülkedeki iç siyasi değişimlerden etkilenmeden eğitim faaliyetlerimizi sürdürebiliyoruz. Bu konuda gerçekten Afganistan halkının hangi ideolojik, siyasi geçmişi olursa olsun Türkiye'ye, Türklere ve bu çerçevede Türkiye Maarif Vakfına duyduğu güvene minnettarız. Bu nedenle geçiş sürecinde hiçbir okulumuz kapatılmadı. Afganistan'da 6 bin dolayında öğrencimiz var. Sadece Kabil ve Kandahar dışında kız okullarımız örgün eğitime devam edemiyor, diğer kız okullarımız açık. Bu iki şehirde ise mesleki eğitimler yoluyla kızlarımıza eğitim veriliyor.” “FETÖ'nün dünyadaki eğitim istismarının önüne geçtik.” Prof. Dr. Akgün, “Özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) iltisaklı okulların 4'te 3'ü örgütün kontrolünden çıktı.” dedi. FETÖ'nün 15 Temmuz darbe girişiminden bir ay önce kurulduklarını ve bu süreçte faaliyetlerinde daha çok FETÖ iltisaklı yurt dışındaki okulların Türkiye'ye yeniden kazandırılması konularına odaklandıklarını ifade eden Akgün, bu kapsamda ilgili kurumlarla yakın temas kurarak FETÖ okullarının bulunduğu ülkelerin tamamında devlet adına resmi görüşmeler yapıldığını anlattı. FETÖ'nün yurt dışındaki eğitim yapılanmasına ilişkin Türkiye Cumhuriyeti'nin diğer kurumlarıyla birlikte büyük bir mücadele yürüttüğünü vurgulayan Akgün, bu okulların önemli bir kısmının zaman içinde ülke adına Türkiye Maarif Vakfına devredildiğini, bazı ülkelerin bu okulları kapattığını, bazı ülkelerin ise bu okulları güvenlik ve terör nedeniyle devletleştirdiğini, bir kısmının da yerel vakıf, dernek veya güvenilir firmalara devrettiğini ancak hala bazı Batı ülkelerinde FETÖ'nün özellikle faaliyetlerini, ilgili ülkelerin himayesinde devam ettirdiğini bildirdi. Akgün, şunları kaydetti: “Bu çerçevede Vakfımız, kurulduğu günden bugüne kadar 104 ülkeyle resmi temas gerçekleştirdi. Özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki FETÖ iltisaklı okulların 4'te 3'ü aslında ya etkisiz hale getirildi ya da tamamen devredildi, yani FETÖ'nün kontrolünden çıktı. FETÖ'nün dünyadaki eğitim istismarının önüne geçtik. Şu anda 20 bine yakın öğrencimizin bulunduğu bu okulları büyük ölçüde dönüştürdük, teknolojik olarak ciddi bir altyapı yatırımı yaptık. Türkiye Maarif Vakfı olarak 20 ülkedeki 234 FETÖ iltisaklı okulu devraldık ve işletiyoruz, 29 ülkede 172 yeni okul açtık.”...