Maarif Söyleşileri’nde “Modern Dünyanın Kökenleri” Tartışıldı
Maarif Söyleşileri’nde “Modern Dünyanın Kökenleri” Tartışıldı

Maarif Söyleşileri’nde “Modern Dünyanın Kökenleri” Tartışıldı

Türkiye Maarif Vakfı tarafından düzenlenen Maarif Söyleşileri’nin konuğu Prof. Dr. Şener Aktürk oldu. Aktürk, “Modern Dünyanın Kökenleri: Batı Avrupa’da Dinî Azınlıkların Yok Edilmesi” başlıklı söyleşide Batı Avrupa’nın tarihsel dönüşümünü, Batı merkezci bilgi üretimini ve dinî azınlıkların yok edilişine ilişkin tezlerini katılımcılarla paylaştı.

Türkiye Maarif Vakfı tarafından düzenlenen Maarif Söyleşileri kapsamında Prof. Dr. Şener Aktürk, “Modern Dünyanın Kökenleri: Batı Avrupa’da Dinî Azınlıkların Yok Edilmesi” başlıklı söyleşiyle Vakıf merkezinde ağırlandı. Program, Türkiye Maarif Vakfı Başkanı Mahmut M. Özdil’in selamlama konuşmasıyla başladı. Prof. Dr. Aktürk’ün çalışmalarının Türkiye’de entelektüel gündemi belirleyen önemli metinler arasında yer aldığını ifade eden Özdil, söyleşinin konusunun yalnızca tarihsel bir tartışma olmadığını, aynı zamanda düşünce üretimi ve kurumların kendilerini konumlandırması bakımından da önemli bir zemin sunduğunu belirtti.

Özdil, konuşmasında Prof. Dr. Aktürk’ün çalışmalarında “ilk soruyu doğru sorma” hassasiyetine dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:

“Eğer ilk soruyu doğru sormazsak, neye cevap aradığımızı ya da yapacağımız şeyi neye göre yapmamız gerektiğini doğru belirleyemeyiz. Ne kadar çalıştığımızın, nerelere ulaştığımızın bazen çok fazla bir anlamı olmayabilir. O ilk soruyu doğru sormak ve o sorunun cevabını ararken çaba göstermek çok önemli.”

Açış konuşmasının ardından Prof. Dr. Şener Aktürk, Batı Avrupa’da dinî azınlıkların tarihsel süreçte yok edilişine ilişkin çalışmasının ana tezlerini katılımcılarla paylaştı. Aktürk, konuşmasına çalışmasının Batı merkezci bilgi üretimine yönelik bir itiraz niteliği taşıdığını belirterek başladı. Prof. Dr. Aktürk, “Batılı sosyal bilimcilerin tüm dünyayı çalıştığı; Batı dışı toplumlardaki sosyal bilimcilerin ise çoğu zaman sadece kendi toplumunu, şehrini, bölgesini çalışarak kendi ülkesi üzerine kendi dilinde ham veri ortaya koyduğu bir yapıdan söz ediyoruz. Bir bakıma kapitalist küresel ekonomik düzenin akademideki yansımasını görüyoruz.” dedi.


Yok Edilen Cemaatler, Kurulan Modern Dünya


Aktürk, araştırma sorusunun kendisinin de çoğu zaman Batı merkezci bir çerçeveyle kurulduğunu belirterek, “Tipik bir Batı merkezci araştırma sorusu, Batılı örneklerle Batılı olmayan örnekler arasında Batı’nın daha iyi sonuca sahip olduğu bir konuyu ele alır. Böyle bir araştırma tasarımının verebileceği cevaplar da baştan sınırlandırılmış olur.” ifadelerini kullandı. Konuşmasında sosyal bilimlerde sorulmayan sorulara dikkat çeken Aktürk, çalışmasının merkezindeki temel soruyu şöyle özetledi:

“Ampirik olarak soruyu tek cümlede özetlemek gerekirse: Neden Batı Avrupa’da Orta Çağ’dan bugüne kesintisiz devam edebilmiş Müslüman veya Yahudi ya da Hıristiyan olmayan bir cemaat yok? Türkiye’de çok meşhur olduğu üzere cami, kilise ve sinagog yan yana aktif bir şekilde devam ederken, neden Toledo’da, Lizbon’da, Paris’te, Palermo’da, Sicilya’da bu durum devam edemedi? Soykırım dahil nüfus mühendisliğinin tarihsel kökeni, aktörleri ve motivasyonu nedir?”

Aktürk, güncel sosyal bilimlerde soykırım dahil nüfus mühendisliğinin çoğu zaman modernite ve modern ulus devletle ilişkilendirildiğini, kendi çalışmasının ise bu yaklaşıma itiraz ettiğini söyledi:

“Güncel sosyal bilimler, soykırım dahil nüfus mühendisliğini modernitenin ve özellikle modern ulus devletin icat ettiği bir politika olarak görür. Benim çalışmamın en önemli kuramsal müdahalesi şudur: Hayır, soykırım dahil nüfus mühendisliği son bir iki yüzyılda modern ulus devletler, komünizm veya milliyetçilikle ortaya çıkmış değildir. En azından 1200’lü yıllarda, yani 13. yüzyılda bunun izlerini görüyoruz.”

Batı Avrupa tarihinde papalığın ve ruhban sınıfının güçlenme sürecine dikkat çeken Aktürk, Gregoryen reformları sonrasında Batı Hristiyanlığının kurumsal yapısında önemli bir dönüşüm yaşandığını belirtti. Papalığın zamanla devletler üstü bir otoriteye dönüştüğünü kaydeden Aktürk, bu yapının Batı Avrupa’nın siyasal parçalanmışlığıyla birlikte dinî azınlıklar üzerinde belirleyici etkiler doğurduğunu ifade etti. Aktürk, papalığın Batı Avrupa’daki konumunu şu sözlerle değerlendirdi:

“Böyle bir sınır ötesi, devletler üstü bir devlet ve her devletin içinde paralel devlet olarak organize olmuş bir yapıdan söz ediyoruz. Papalığın kendi tarifiyle dünyanın en eski kurumu olan bu yapı, beşikten mezara kadar Katolik bireyleri kayıt altına alan devasa bir istihbarat ve kontrol mekanizmasına sahipti. Gregoryen devrimlerinden itibaren bu güç daha da pekişti.”

Konuşmasında dinî azınlıkların yok edilişini yalnızca dinî değil, aynı zamanda siyasi bir mücadele bağlamında ele alan Aktürk, papalık ile hükümdarlar arasındaki iktidar mücadelesinde Müslümanların ve Yahudilerin çoğu zaman hükümdarların yanında konumlandığını ifade etti. Aktürk’e göre papalık ve ruhban sınıfı, bu toplulukları yok ederek hükümdarların önemli güç kaynaklarından birini ortadan kaldırmış oldu.

Aktürk, Batı Avrupa’daki siyasal parçalanmışlığın da papalığın hareket alanını genişlettiğini vurgulayarak şunları söyledi:

“Batı Avrupa’nın 1500 yıldır bölünmüş olması, Papa’nın farklı hükümdarları, hanedanları ve devletleri birbirine karşı kullanabilmesini sağladı. Eğer Osmanlı, Roma veya Babür tarzı bütün Batı Avrupa’yı birleştirmiş güçlü bir imparatorluk olsaydı, Papa’ya karşı çıkabilir; onu hapsedebilir ya da tamamen imparatorun emrinde bir din adamına dönüştürebilirdi. Fakat Batı’da bu olmadı. Kendi devleti, toprağı, hukuku, ordusu ve kadroları olan bir papalık devleti; devletler üstü bir devlet ve devletler içinde paralel bir devlet olarak devam edebildi.”

Prof. Dr. Şener Aktürk’ün tarihsel örnekler, kavramsal tartışmalar ve karşılaştırmalı analizlerle zenginleştirdiği sunumu, Batı Avrupa tarihine ilişkin yerleşik kabulleri yeniden tartışmaya açtı. Programda, modern dünyanın kökenlerine dair yaygın anlatıların hangi sorular üzerinden kurulduğu ve hangi soruları dışarıda bıraktığı üzerine kapsamlı bir değerlendirme yapıldı.